6 Ağustos 2015 Perşembe

Karadeniz Gezi Anılarım 3.Bölüm

Akşam yemeği yedikten sonra rehberimiz sabah beş’te yola çıkacağımızı söylüyor.. dokuz’da zirvede olmayı planlıyor.. Artık rehberimiz daha az konuşuyor.. sorulara daha kaçamak yanıtlar veriyor.. Lanetleme geçidinin bizi ne kadar yoracağından filan bahsetmiyor tabi..

Grup arkadaşlarımın içinde, geziye katılmadan önce gideceğimiz yerlerin haritasını çıkarmış, profesyonel, bilgili, yürüdüğümüz ve yürüyeceğimiz yerlerin bilincinde olan arkadaşımız Kaçkarların güneyinde olduğumuzu, buradan hareketle zirveye çıkarak  kuzeyinden Kavrun yaylasına ineceğimizi söylüyor.. elindeki haritalarla merak edenlere bilgi veriyor, ufak ufak aldığı notları benimle paylaşmak nezaketinde bulunuyor..

Hasta olan sevgili dostum kendisi gelmek için ısrar ettiği halde rehberimiz şartları daha kötüleştireceği için gelmesinin sakıncalı olduğunu söylüyor ve o da şartları kötüleştirmemek için, gönlü ve kalbi bizimle kala kala kabul ediyor.. tırmanışa katılamadığı için kendisinin tüm yürüyüş teçhizatını akşamdan bana veriyor.. Bacak kollukları, baton, eşarp, dağ yağmurluğu.. bütün teçhizatlarım hazır.. şanslıyım galiba..

Sabah saat dörtte uyanıyoruz.. aynaya bir bakıyorum dudağımda kocaman bir uçuk..

Vazgeçip hasta olan arkadaşlarımla birlikte arabayla Ayder’e mi gitsem acaba? Israr yok çünkü.. isteyen gelir, istemeyen gelmez.. Ne yapsam?

Yiğitliğim aklıma geliyor…

Sıkı sıkı giyiniyorum.. kollarımızı ve açık olan ensemizi örtüyoruz.. çünkü son derece tehlikeli güneş yanıkları olabiliyormuş..

Az yiyin… az yiyoruz..

Zaten sabahın dört bucuğunda canın da pek bir şey çekmiyor..

Yürüyüşe katılmayacak olan arkadaşlar bir arabayla beş buçuk saat sürecek Rize’ye bağlı Ayder yaylası’na inecek..

Onlar arabayla yolu uzatarak gidecek, biz ise kısa yoldan.. yürüye yürüye.. ine çıka.. sürüne sürüne..

Düşünmemeye çalışıyorum…

Ve tam beşte yola çıkıyoruz…

Rehberimiz önde.. biz arkada…

Sıra halinde…

Sırtımızda çantalar.. ayağımızda botlar… elimizde batonlar…

Yürüyoruz.. başlıyoruz yamaçlardan tırmanmaya..

Bir iki saat sonra yanımızdan eşya yüklü katırla bir yerli geçiyor.. kampçıların eşyalarını taşıyor katırlar.. o da katırının yanında.. keçi gibi dağ yollarını tırmanıyor.. ayağında bot bile yok.. yanımızdan seke seke geçiyor ve gözden kayboluyor.. Rehberimiz bize dönüyor bu köylü bizden yarım saat sonra çıktı yola diyor sadece.. Utanın mı demek istedi diye düşünüyorum.. öyle diyorsa öyledir.. kendimden utanıyorum..

Lanetleme geçidinden geçiyoruz.. Adına yakışır bir yer.. sırf kaya.. tabanlarımın altı acıyor.. Kaya ve taş… kaya ve taş… karların üzerinde yürüyoruz…

Devamlı tırmanıyoruz… tabanlarım acıyor..

Artık kafamı kaldırıp bakmıyorum çünkü baktıkça moralim bozuluyor… Ulu ulu dağlar dört bir yanımda.. nerden nasıl çıkacağız.. ne yapacağız.. her yer kaya.. bu çıkış bitmez..

Başım önümde belli bir tempoda tırmanıyoruz…

Ara ara saate bakıyorum.. rehberimiz demişti dokuz gibi zirvede oluruz.. yok canım bize bilgi olarak değil.. öylesine konuşurken duymuştum.. saat sekiz buçuk.. üç buçuk saattir yürüyoruz..

Yarım saatimiz kaldı… ha gayret..

Sanki herkes çok rahat çıkıyor da bir tek ben zorlanıyormuşum gibi geliyor.. kimse de çıt yok..

Ara ara fotoğraflarımızı çekiyor arkadaşlar….

Ve rehberimizin söylediği gibi saat 09.05 zirve…3150 metre..

Dinlenin diyor… ter içindeyiz… Arkadaşlarım sevinç nidaları atıyorlar..

Zirveye taşlarla çevrili çukur bir yer yapmışlar.. gelen ziyaretçiler burada oturuyorlar… Rüzgar esip savuruyor.. İnanamıyorum…

Bilincine varamıyorum… Arkadaşlarım makinalarını çıkarmış fotoğrafla bunu belgeliyorlar..

Neredeyim… ne yapıyorum.. Nasıl yani?

Etrafıma bakıyorum.. dağlar alabildiğine.. uçsuz bucaksız.. kudret.. uçsuz bucaksız yalnızlık… uçsuz bucaksız.. heybet…

Göğün mavisi dağlara yansımış.. Dağların görkemi gökyüzüne resim gibi çizilmiş..

İçlerinde beni kendilerine çeken bir mıknatıs mı var acaba diye düşünmekten kendimi alamıyorum..

Büyülenmek böyle bir şeymiş diyorum..

Üşümeye başlıyorum.. vücut ısısı aniden düşebilirmiş.. sonuçları ölümcül olabilirmiş..

Rehberimiz daha fazla ısı kaybı yaşamayalım diye hadi bakalım düşün yola diyor..

On dakikalık bir zirve için o kadar eziyetli tırmanış..ve aklına geldiğinde hayatın boyunca duyacağın o müthiş haz..

İniş başlıyor..

Hala taş ve kayalarda yürüyoruz.. bir saatlik bir yürüyüş sonrası önümüze tekrar bir doğa harikası çıkıyor.. buzul gölleri..

Rehberimiz dinlenin diyor.. İsteyenler göle girebilir..

O kadar yorgunum ki.. değil yüzmek, gidip mayomu giyecek halim yok.. atıyorum kendimi otlara.. arkadaşlarım bir daha böyle bir fırsat ele geçmez diyorlar ve mayolarını giymeye gidiyorlar..

Botlarımı çıkarmak ve ayaklarımı suya sokup dinlendirmek istiyorum.. Ayağımı suya sokmamla çekmem bir oluyor.. ayağınızı beş saniye suda tutamıyorsunuz.. öyle soğuk ki..

Hemen suya girmekten vazgeçiyorum..

Arkadaşlarımı tebrik ediyorum.. hepsi birkaç saniye de olsa gölün suyuna girip çıkıyorlar..

Ben o suya girmedim.. ama pişmanım..

30 dakikalık bir moladan sonra hadi bakalım diyor rehberimiz..

Hadi bakalım…

İnişteyiz… yürüyoruz..

Artık varamayacağız herhalde diye düşündüğüm sıralarda Kavrun yaylasının evlerini uzaktan görüyorum… Yakın gibiler.. sonunda geldik.. sevinçten havaya zıplamak üzereyim..

Elbette tepeden kuşbakışı baktığımı unutuyorum..

Sanırım iki-üç saat daha yürüyoruz o gördüğüm ve yakın sandığım evlere varabilmek için..

Neyse..

Varıyoruz yani.. sonunda Kavrun yaylasına iniyoruz…

Yaylaya inmeden Rehberimiz bizi etrafına topluyor ve hepimizi teker teker tebrik edip kutluyor...

Yüzündeki mutluluk ifadesi görülmeye değer..

Biz de sınıfı geçmiş öğrenciler gibi gururluyuz..

Rize ili, Çamlıhemşin beldesine bağlı Fırtına vadisindeki Kavrun yaylasında karnımızı doyuruyoruz.. Artık disiplin de sona eriyor..

Rehberimiz Yeşil yol’un bu vadiden geçeceğini söylüyor.. Yeşil yol dedikleri yayla otobanı..

Hatta daha iyi bilginiz olsun diye size araştırdım ve aynen amacı şu..

Yeşil yol Samsun’dan başlayarak Ordu, Giresun, Gümüşhane, Bayburt, Trabzon, Rize ve Artvin’in yaylaları ve turizm merkezlerini yüksek rakımdan birbirine bağlayan yaklaşık 2.600 km. uzunluğunda turizm yolu olarak planlanmış.. 7 metre genişliğinde gidiş geliş olarak planlanan yolun zemini taş parke döşemeli olacakmış.. Bu yolla birlikte 40 noktada oteller, restoranlar ve kayak tesislerinden oluşan turizm merkezleri oluşturulacakmış.. İki yıldır süren bu projenin 2018’de bitirilmesi planlanıyormuş..


Bu güzel yayladan otoban geçirecekler.. Ki yine rehberimizin söylemiyle daha önce geldiğinden daha farklı bir Kavrun yaylası ile karşılaşmış.. yapılaşmalar fazlalaşmış.. çirkin betonlar.. yaylalıktan çıkmış da sanki yazlık tarzında kullanılmaya başlanmış..

Avrupalı, Asyalı milletler varolan yeşillikleri bozmamak için uzun uzun beton ayaklar üzerine otobanlarını yapıyorlar.. bir ağaç dikmek için veya yeşile dokunmak için emek harcamamış, sevgisiz, saygısız kişilerin masa başından doğa katliamına imza atmalarına ben de bir vatandaş olarak karşı çıkıyorum.. Yayla halkı bu otobana şiddetle karşı.. Medyada haykırarak istemediklerini söylemişler.. Çek elini yaylamdan demişler.. Aşağılarda yer kalmadı sıra buraya geldi diye bağırmışlar.. Bir ülke, içinde yaşadığı halkıyla var oluyorsa neden  o ülkeyi var edenlerin söyledikleri göz ardı ediliyor.. Bu laf söz dinlemez rant peşinde koşan vatan hainlerinden, bu vurdum duymazlardan doğa katillerinden nasıl kurtulacağız diye hayıflanıyorum.. içim burkuluyor yine..

Minübüs geliyor ve Rehberimiz Ayder yaylasına ineceğimizi söylüyor.. Bizimle yürüyüşe katılamayan arkadaşlarımız bizi orada bekliyor..

Ayder yaylası.. ben ilk kez geliyorum.. Ama yakın zamanda gelen arkadaşlarımız var grup içinde.. çok değişmiş olduğunu söylüyorlar.. her yer pansiyon.. her yer yabancı turist.. kalabalık.. yoğunluk.. daha önce gördüğüm yaylalara hiç benzemiyor. Daha çok turistik bir ilçeye benziyor.. pek anlatılacak bir şeyi kalmamış yani..

Kaldığımız pansiyonun sahibi olan bayanla biraz sohbet ediyoruz.. Biz evet para kazanıyoruz ama hiç memnun değiliz diyor.. alt yapıları yokmuş.. vadiden akan suyu kirletiyorlar atıklarıyla.. biz yol istemedik diyor.. annelerimiz babalarımız katırlarla gelirlermiş.. biz de öyle gelirdik ne var ki diyor.. yol yapıldı.. yaylamızın tadı kaçtı diye hayıflanıyor.. arap turistlerin buralardan yer almak için yerlileri büyük meblağlarla kandırmak istediğini söylüyor.. ama ekliyor.. ne verirlerse versinler, yabancılara kimse yer vermiyor.. sokmayız onları buraya.. Karadeniz insanlarını zaten severdim.. daha da çok seviyorum şimdi.. samimi.. mert.. güvenilir insanlar.. ne istediklerini çok iyi biliyorlar.. emanete hıyanet asla etmiyorlar..

Dönme vakti..

Ertesi gün Fırtına deresinin yanından Ardeşen’e iniyoruz. İstikamet Trabzon hava limanı.. Ardeşen’de son yemeğimizi yiyoruz bir de küçük tur atıp Rehberimizle vedalaşıyoruz..

Hava limanında grup arkadaşlarımla da alelacele vedalaşıyorum.. yoksa uçağı kaçıracağım..

Onlar başka bir şehire gidiyorlar ben başka bir şehire..

Gezimin anılarını anlatırken dikkat ettiyseniz hiçbir arkadaşımın ismini zikretmedim.. belki birinden fazla, birinden az, hatta hiç bahsi geçmeyen arkadaşlarım olabilirdi.. kimseyi kırmak istemem.. hepsini çok sevdim..onlarla tanıştığım için de çok mutluyum.. Hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyorum..

Ayrıca benim bu geziye katılmama vesile olan sevgili dostuma,
Gezi anılarımı yazmama yardımcı olan notlarını, hiç düşünmeden bana veren grup arkadaşıma,  

ve yazımın baş kahramanı olan Rehber hocam’a çok teşekkür ederim.. Sizlerle beraber olmak büyük zevkti..

Bu anıları niye yazdığıma gelince..

Mevlana’nın bir sözüyle bu soruya yanıt vermek istiyorum..

Susamak ile susmak çok benzer..
Birinde dilin, diğerinde yüreğin kurur..

M.Erten-Ağustos 2015, İstanbul


5 yorum:

  1. An be an yeniden yaşattın bize paylaşımınla güzel anıları... Seni tanımaktan duydugumuz mutlulugu bir kez daha dillendirmek isterim... En uygun zamanda yeniden birlikte olup yeniden didişebilmek umuduyla sağlıcakla kal...

    YanıtlaSil
  2. Dağlar insana uzun zaman geçirdikleri şehir hayatından farklı bir deneyim sunar o bitmek bilmeyen tırmanışlar tehlikeli inişler acıyan dizler hep insana bugüne kadar tam taniyamadigi vücuduyla hesaplaşma şansı verir vücudumuz bak ben bunlari yapabiyormusum keşke daha önce verseydin bana bu şansı der sabretmek mütevazi olmak hep dağda yeniden öğrenilen duygulardir o yüzden oralar insanlar için bir okul bir arınma yeridir iyi ki var dağlar hep varlardi hep var olacaklar beni tekrar oralara götürdügünüz için teşekkürler çok mutlu oldum sayenizde

    YanıtlaSil
  3. Benimle oralara geldiğin için teşekkür ederim. Beni mutlu ettin. Beraber zirve yapamadık ama haklısın yüreğim sizlerle idi...

    YanıtlaSil