30 Ağustos 2016 Salı

Hoş geldin!

Sen gideli çok uzun zaman oldu baba... Nerelerdeydin, seni çok özledim...

Sen yokken ben evlendim biliyor musun...iki de torunun oldu.. Mutsuzdum boşandım bi de baba.. Yok yok gözlerini öyle açma, şaşırma..  artık evlilikler senin bildiğin zamanlardaki gibi uzun sürmüyor.. İnsanlar mutsuz olduklarında katlanayım evlilik sürsün demiyor.. artık herkes an yaşama peşinde.. Yani boşanmak doğal, bir yastıkta kocamak kocaman bir yalan oldu.. Ölene kadar evliliği sürdürmek diye bişi kalmadı baba..

Annem mi? O da iyice yaşlandı.. ama sağlıklı çok şükür.. Aynı bir çocuk gibi oldu.. biz artık yer değiştirdik.. yani o çocuk oldu, bizim de bir çocukluğumuz kalmadı baba..

Çamaşır makinası otomatik oldu.. bulaşık makinası var.. elimizde filan yıkamıyoruz artık bulaşıkları ama hala vakitsizlikten şikayet ediyoruz.. hatta daha çok yoruluyoruz.. hiçbirşeyden  memnuniyet de kalmadı baba..

Renkli televizyon çıktı biliyor musun.. hani seninle istiklal marşımız okunana kadar beklerdik TRT de ki kapanış yazısını.. Artık kanallar hiç kapanmıyor baba..  24 saat yayın var.. Evet evet kanallar dedim.. belki yüzlerce var artık öyle tek kanal değil.. Değil ama seninle izlediğimiz tek kanal ne kadarda keyif verirdi.. bu yüzlerce kanalın bir tadı da kalmadı baba..

Beni dizine oturturdunda birlikte gazete okurduk hani.. artık gazete okunmuyor baba.. internet denilen bişey var.. hepimiz tablet denilen aletlerle haberleri okuyoruz.. Bu internet var ya, dünyayı önümüze getiriyor baba.. sen çok meraklıydın çok okur, çok araştırırdın.. Şimdi bir tuşla bilgiler önüne geliyor, çok hoşuna gider bu eminim.. Mesafeler, uzaklıklar diye bişey kalmadı baba..

Hatırladın mı? Bir askeri manyetolu telefonumuz vardı babacım.. Sokaklarda ankesörlü telefonlar vardı hani.. zaten kimsenin evinde de telefon yoktu kime telefon edecektik ki.. şehirler arası haberleşebilmek için telefon numarasını postaneden yazdırıp saatlerce beklerdik hani.. artık beş yaşındaki çocuğun bile elinde şahsi telefonu var baba.. adına cep telefonu denen.. hani senin çok ayıp saydığın, insanlara saygından dolayı aleni yapmadığın pek çok şeyi, yediklerimizi, içtiklerimizi, gezdiklerimizi, sevgililerimizi biz  o telefonlardan bangır bangır yayınlıyoruz.. utanma diye bişi kalmadı baba..

Sen gittiğinde bir köprümüz vardı boğazda ya baba.. boğaza iki köprü daha yapıldı.. İstanbul artık senin bildiğin şehir değil.. her yer ev, araba,  yol, insan oldu.. her yerden göç aldı Anadolu da genç kalmadı baba.. hepsi İstanbul'da..  insanlar mutsuz, öfkeli, saldırgan.. Ne dostluk ne de arkadaşlık kaldı.. Herkes birbirinden şüphelenir, herkes birbirini gammazlar oldu.. Kardeşi kardeşe düşman, akrabayı akrabaya akrep ettiler.. Kimsenin kimseye güveni de kalmadı baba..

Minik bir sandalımız vardı.. Balığa çıkardık hani..  çapari ile tuttuğumuz istavritleri komşulara dağıtırdık.. Lüferleri hafta sonu gelen misafirlerimize yedirirdik ya.. artık boğazda balık da kalmadı baba.. bütün ağaçlar talan oldu her yer AVM doldu.. ağaç, orman, çiçek böcek, yeşil diye bişi kalmadı baba..

Ne yakışıklı bir askerdin anımsıyorum.. yıllarca gemilerde çalıştın sen..tatbikatlardan abimin doğumunda annemin yanında bile bulunamadın.. kıymetli böbreklerini o gemi denilen demir yığınlarında çalışırken, soğuklarda üşüterek çürüttün ... Kıbrıs harekatını anımsıyorum hayal meyal.. günlerce eve gelmemiştin de babam ölecek mi acaba diye üzülüp ağlamıştım.. Şimdilerde şehit haberlerini öylesine kanıksadık ki.. Hemen her gün bir kaç şehit verip duruyoruz.. Şahadetin ucuz insanların tek elinde kader olduğuna elbet şaşırdın değil mi? sen şerefle taşırdın o üniformayı ya hani... artık onun da şerefi kalmadı baba...

Benim kızım okuyacak derdin.. Bir mesleği olacak.. çağdaş bir kadın olacak.. Ayakları yere basacak.. Vatanına yararlı birey olacak.. Aynı toprağı paylaştığı insanlara sevgisi saygısı olacak..Dinini öğrenecek ve vicdanıyla yaşayacak.. Sen bana bunları söyleyip iyi bir insan olmanın yaşamın gerekliliği olduğunu öğretirken sen gittikten sonra ben neler öğrendim neler baba.. Türk.. Kürt.. Laz.. Çerkez.. Alevi.. Tarikatçı.. Hacılar.. Hocalar.. Bizi ayrıştırdılar.. Ağzımızı yüzümüzü burarak birbirimize bakar olduk baba.. aynı toprağın üzerinde yaşadığımızı, aynı zorlukları hep birlikte aştığımızı, kader birliği yaptığımızı bu vatanın hepimize yeter olduğunu unuttuk baba.. Orası senin olsun, burası benim olsun bölüşüyoruz.. Tam da düşmanlarımızın istediği gibi bölünüyoruz baba...

Pişman oldum geldiğime.. ben gittiğimden beri iyi bir şey yok mu? diye soruyorsun...

Yalan söylesem...

Var desem... benimle kalır mısın baba.. !

M.Erten, 30 Ağu 2016/İstanbul

6 Ağustos 2016 Cumartesi

Deniz ve Hayal

 "Kalksana", "Yapsana", "Versene"  sadece bu sözler beynimin içinde.. Tüm yaşamımdan arta kalan... Halbuki zaten hiç oturmamış, ne dedilerse yapmış ve her ne istiyorlarsa vermiştim.. Hatta bütün bunları yapmayı sevdim bile zannetmiştim.. Sevgi böyle bişey herhalde diye düşündüğüm zamanlar bu duygunun hastalıklı olduğunu da kabullenmiştim.. "Mutluluk diye bir şey yoktur" diyen annemin sesi kulaklarımda... "O  senin içindedir. Dışarı çıkmayı bekler aynı küçük bir çocuk gibi. Geldiğinde sen de yakalamayı bileceksin. Onunla oyunlar oynayacaksın, yoksa sıkılır çabucak kaçar, kaybolur."

      Babam ben çok küçükken öldüğünde hayatımın en büyük yarasının ruhumda açıldığını o zamanlar bilememiştim elbette. Onun boşluğunun bendeki sevgi açlığını bir labirente döndüreceğini ve girdabında savrulacağımı tahmin bile edemezdim. 

      Annem rızam olmadan beni evlendirirken "iyi bir koca, bu sana bakar" demişti. Aç bırakmaz. Gerçekten de kocam karnımı hiç aç bırakmadı. Ruhumda ki çılgınca açlığın ise adı bile geçmedi.

      Evlendiğim gecenin sabahında kocamdan yediğim dayakla, annemin bana kızdığında attığı dayak arasındaki farkı bile anlayamamıştım. Dayaktan sonra annemi sevmeye devam ettiğim gibi kocamı da sevmeye devam etmem gerektiğini düşünmüştüm. Gerçi kocamın dayaklarının fiziksel olarak daha şiddetli olduğunu, vücudumun her yerinde morluklar olmasından anlıyordum ama ertesi gün bana güler yüzle yaklaştığında hepsini unutuveriyordum. 

       Henüz çocuk yaşta doğurduğum kızıma annelik yapabilmek için iç güdülerimi kullanmak zorunda kalmıştım. Kızım, canım kızım. Birlikte büyüdük biz seninle, aynı kaderi birlikte paylaşmayacağız diye kendime bir söz vermiştim. 

     Aslında kocam çok içki içmeseydi belki de kendini öylesine kaybedip bana bu kadar zarar vermezdi. İçip, içip sarhoş eve geldiği gecelerde kızımı erkenden yatağına yatırırdım. Bir an önce uyuyup babasının beni dövdüğünü görmesin diye ettiğim dualardan sonra kocam bana vururken kızım uyanmasın diye sesimi hiç çıkarmamam gerektiğini düşünürdüm. Dolu bir un çuvalına atılan yumruklar gibi olan his kocamın gittikçe öfkesini arttırır bu durum beni müthiş korkuturdu. Sanırım bu sefer beni öldürecek diye düşündüğüm çok olmuştur. Ama hiç ölmedim, ölemedim. Ertesi gün şişmiş kan çanağına dönmüş gözlerimin üstünü çay kompresi yapar kızımın yüzüne öyle bakardım. İçimde gizlenen, mutluluk oyunu oynadığım o çocuk, çoğunlukla kızımın melek gibi yüzüne bakarken gelirdi. 

    Annem bu dayakların akabinde bir kaç kez evime gelmişti. Karşılıklı oturduğumuzda başını hiç yerden kaldırmadan gözlerini öylece dikkatle halıya dikmiş, uzun bir sessizliğin ardından kısık bir sesle  "sizi aç bırakıyor mu?" diye sorduğunda şaşırmış ve ağlayarak 'hayır' demiştim. Derinden bir iç çekişle yüzünü yerden kaldırıp gözüme bakarken, ağzını biraz eğerek "erkek işte hem sever, hem de döver" demişti. "Ama babam seni hiç dövmemişti" dediğimde annem sessiz kalmayı tercih ederken, ben içimden "yoksa seni hiç sevmemiş miydi? ya da erkek mi değildi?" diye sorular sorardım.

   Evimin penceresinden gözüken deniz manzarasına her gün sıkılmadan saatlerce bakar, hayaller kurarım. Hayal ve deniz. Birbirlerine ne çok benzerler, İkisi de uçsuz bucaksız gelir bana. Ruhumda pek çok şey öldürüldü ama hayallerimi asla öldüremediler. Kendime tekrarlayıp duruyorum  hayaller biterse bu yorucu yaşam yolculuğu da çekilmez olur diye.  Bir gün kocaman bir sandala bineceğim bir ucunda ben bir ucunda kızım. Uçsuz bucaksız maviliklere doğru ben kürek çekerken içimde gizlenen küçük çocuk da çıkıp gelecek ve gidip kızımın yanına oturacak. Belki de o çocuk, bir daha hiç gitmeyecek.

M.Erten, 06 Ağu-Kocaeli