13 Ağustos 2014 Çarşamba

Barışma Hikayesi



 Şerefe dedi gözlerimin içine bakarak.. Birlikte geçirdiğimiz yılların şerefine..

Gözlerinde sevgi mi vardı ne… Yoksa bana mı öyle gelmişti..

Bıkkın ve yorgun bir sesle, şerefine içilecek yılları anımsayamadım dedim…

Şaşırmış bir sesle, Neden? Halbuki ben seni hep sevdim ve hala çok seviyorum dedi..

Belli belirsiz güldüm, hatta kahkahalarla gülüp sonra da ağlamak geldi içimden..  ama belli etmedim…

Kelimelerin üzerine basa basa, Sen beni sevmiyordun dedim.. Madem çok seviyordun beni, bana bunu neden belli etmedin.. Bir kez bile bunu senden duymadım ben..

Söyledim dedi, hem de kaç kez söyledim …

Yalancıydı işte.. söylese unutur muydum.. Bana karşı hep ikiyüzlüydü..

Koca koca gözlerini açarak,
Çevrenle, dostlarınla, çocuklarınla, işinle o kadar meşguldun ki beni duymadın… dedi.

İşte yine beni suçluyorsun dedim öfkeyle.. Hep suçlu bendim.. sanki kendi sütten çıkmış ak kaşıktı.. O zaman sen de hep bencildin… Beni hiç  tanıyamadın bile… tanımak da istemedin zaten… Ben nelerden hoşlanırım..  Neler yapmak isterim.. Bir kez bana sordun mu? Bana şefkatle yaklaştın mı hiç.. Benimle asla ilgilenmedin.. Saçlarımı okşayıp bana bir kez sarıldın mı sen?.. diye bağırdım.. sesim titremişti.. galiba ağlayacaktım.. ama kendimi tuttum..

Önümde duran bardaktaki içkiyi bir dikişte bitirdim.. Biraz midem bulandı..

Bir sessizlik oldu..

Hafifçe kafasını yana eğip boynunu bükerek, Seni okşayıp, sarılmama izin vermedin ki hiç dedi.. gözlerime bakarak…

Yüzünü masaya doğru eğdi.. kafasını kaldırmadan zor duyulan bir sesle, halbuki ben seni doğrularınla, hatalarınla, günahlarınla sevdim dedi.. kesik kesik çıkıyordu sesi..

Öfkem yine kabarmıştı..

Alaycı bir sesle Vay be! dedim.. meğer benimle ne kadar da ilgiliymişsin de haberim yokmuş..

Evet dedi.. haberin yoktu…

Doğrularında göğsüm kabardı..seninle gurur duydum…hatta övündüm… Tekrar tekrar yaptığın hatalar için seni hep afettim..Öfkelerinde çok korktum.. Sevinçlerinde sevindim.. hüzünlerinde hüzünlendim.. sen kederlenip ağlarken elimden hiç bir şey gelmediği için ölmeyi düşündüğüm günler oldu..derken gözlerinden yaşlar süzülüyordu..

Ağlıyor dedim… elbet ağlar…
Çünkü yaşlanıyor, çünkü bana dünden daha fazla ihtiyacı olacağını biliyor..
Üstelik git gide yüzü kırışıyor, ihtiyarlıyor ve çirkinleşiyor.. Gerçi hep çirkindi.. Ben onun güzel halini hiç anımsamıyorum bile..

Kadehini doldurayım mı? Diye sorarken gülümseyerek gözlerindeki yaşları siliyordu..

Kadehimi doldururken sanki beynimin içini okumuşçasına ne kadar güzelsin dedi..
Hala çok güzel bir kadınsın.. sana hep hayrandım ben.. yaşlandıkça daha da güzelleşiyorsun, pek çok kadını kıskandıracak gülüşe sahipsin derken gülüyordu…

Ama bana gülmenin yanı sıra daha çok dalga geçiyormuş gibi geldi..

Kadehimi bir içişte bitirdim ve hışımla ayağa kalktım..
Sohbet bitti derken dilim peltek peltekti… Başım dönüyordu..

O da ayağa kalktı..

Uzanıp elimi tuttu.. Eli sıcacıktı.. avuçları ne kadar da tanıdıktı..

Beni kendine çekip kulağıma yaklaşarak fısıldadı..  Lütfen gitme..
Sen mutsuzken benim mutlu olmamın imkanı yok.. Barışmamızın zamanı gelmedi mi? dedi…

Hem sarhoştum hem de ağlıyordum galiba..

Tanıyamadığım bir sesle... Zamanı geldi mi? dedim.. 

 Gülümsedi ve şefkatle.. 

"Evet dedi...

Artık kendinle barışmanın tam zamanı!" 


M.Erten-Ağu 2014,İstanbul